Denizden 70 m ye falezlerle yükselen düz bir plato üzerine kurulmuş denizi,ormanları,narenciye bahçeleri,sahilleri,güneşi ve doğal güzelliği ile ün salmış güzide kentimiz Antalya’mızın bu güzideliğini koruyabiliyor muyuz? Farkında isek; bu kentte yaşayanlar olarak,bu kentin havasını soluyanlar olarak sorumlu veya sorumsuz,yetkili veya yetkisiz herkes, üzerine düşen görevi yerine getirme bilinci içerisinde olmalıdır.
Nedir bu görevler diye anımsamak istersek;
1- Deprem deyince ürkmemek ve ürpermemek elde değil. Bunu 1999 depremi anma yıldönümlerinde yapılan toplantı,seminer ve sempozyumlarda katılımın son derece düşük olmasından anlıyoruz. Psikolojik olarak,insanlar üzerinde olumsuz etki yaptığı gayet açık. Antalya’mızda geçmiş tarihin belli evrelerinde depremlerin oluştuğu literatürde belirtilmiş. Biz ne kadar iyimserlikle kendimizi teselli etmeye kalkışsak ta bu tekrar olmayacak anlamına gelmez. Yıllardır deprem konusunda hep konuşuyoruz. Depremin yıkım gücü, verdiği hasarlar,insan yaşamında ne derece olumsuz hasarlar bıraktığını hep söyleriz. Tabii ki konuşmalıyız tartışmalıyız. Deprem öncesi ve sonrası ne tür önlemler alınmalı nereler ne şekilde kullanılmalı,buraların alt yapıları hazırlıklı hale getirilip tatbikatlarla gösterilmeli. Antalya 1998 yılına kadar 4.derece deprem bölgesi olarak bilinirken 1998’den sonra 2.derece deprem bölgesi olarak belirlendi. Hangi kriterler baz alınarak böyle bir değişiklik yapıldığı bilim adamlarınca muhakkak değerlendirilmiştir.
Bu şu anlama gelir:
1998 yılından önce yapılan inşaatlar deprem gücü az olacak bir bölgedeki yapılar,1998’den sonraki yapılan inşaatlar depreme dayanım gücü fazla olacak şekilde yapılan inşaatlar şeklinde söyleyebiliriz. Yapılan araştırmalara göre; 1998 yılından önce Antalya’da 91000 bina mevcuttu. Şu an 100000 civarında bina olduğu söylenmektedir. Işıklar,Güllük,Şarampol civarındaki binaların yaşı 30-40 yıl civarındadır. Bir binanın ortalama yaş sınırı 40-60 yıl olduğuna göre; bazı binalar ömrünü doldurmuş veya doldurmak üzeredir. Yerel yönetimlerce bazı binaların güçlendirildiği,bazılarının yıktırıldığı,bazılarınında boşaltıldığı görülmektedir. Genelde eski yapılarda ikamet edenler olumsuzlukları kendi çabalarınca bilinçsizce gidermeye çalışmakta olup son aşamada yerel yönetimlere başvurmaktadırlar.
Rant uğruna imara açılmaması gereken yerleri bilimselliği elimizin tersiyle iterek imara açmışız. Şimdi bunların yanlışlığını apaçık görmekteyiz, ama önlem almakta da gecikiyoruz.
2- Çevremizin kirlenmesi yaşamsal önemi olan su kaynaklarımızında kirlenmesi anlamına gelmektedir. Yöremizin akciğeri olan ormanlarımızın her türlü tehlikeye karşı korumayı görev bilmeliyiz. Rant uğruna doğal su alanlarını imara açmamalıyız. Buralar botanik su havzaları olarak kalmalıdır. Bitki ve kuş türleriyle doğallığının korunması nesillerimize bırakacağımız miras olmalıdır.
3- Geçmişte rant uğruna yapılmış planlar göz önündedir. Deniz kenarında 10-15 katlı binalar hemen arka tarafına 2 katlı yapıların yapılması uygun değildir. Denizin dibine falez başlarına az katlı,arkalara doğru çok katlı yapıların yapılması gerekiyor ki,Antalya’da yaşayanlar sıcak havalarda deniz melteminden faydalanabilsinler. Yollar ana arterlerde kuzey güney doğrultuda açılarak sirkülasyon sağlanmalı. Zamanında bilinçsiz olarak yılankavi şeklinde yapılan yollar hoş bir görüntü arz etmemektedir.
4- Yollarımız rast gele,gelecekteki insan ve taşıt trafiği analiz edilmeden fizibilitesi yapılmadan yapılmıştır. Yol kenarınada hemen yapılar dikildiğinden,bugün karşımıza çözümü oldukça zora sokan sorunlar olarak ulaşım çıkmaktadır. Yeni planlama yeni düzenleme ile yapılacak yollar 80-100 yıla hizmet verecek şekilde planlanmalıdır.
İMO ANTALYA BÜLTEN-2007-MART SAYISI YAZISI
Sayfa Özeti: Karabaşlı İnşaat Antalya - İnşaatta Depreme Dayanıklı Evler
Sayfa Açıklaması: antalya'da inşaat ve deprem konusunda bilgi sahibi olmak gerekmektedir.
Anahtar Kelimeler: